Türkçe Deyimler - XML


IDDeyimAnlamı
5461 ıstılah paralamakağdalı, hiç kimsenin anlamadığı bir biçimde konuşmak.
5462 ışık almakgüneş ışığından yararlanır durumda olmak.
5463 ışık tutmak1) bir yeri ışıkla aydınlatmak. Örn: “Biraz evvel bize ışık tutan sakallı adam bu hareketime dikkat etmişti.” -R. N. Güntekin. 2) düşüncesiyle kılavuzluk etmek, konuyu aydınlatıcı düşünceler söylemek, tutacağı yolu göstermek. Örn: “Gökalp, bu odada her
5464 ışıl ışıl yanmakparlamak. Örn: “Gözleri ışıl ışıl yanan bir kara kedi gibi pusudaydı.” -K. Korcan.
5465 ızdırap çekmekağrı ve acı içinde kıvranmak, aşırı derecede üzülmek.
5466 ibaret olmak (kalmak)1) -den oluşmak, meydana gelmek. Örn: “Büyük önderin bize verdiği mükâfat bundan ibaret değildi.” -Y. K. Karaosmanoğlu. 2) ancak bu kadar olmak.
5467 ibiş gibiyüz ve davranışları gülünç olan (kimse).
5468 ibre birinden yana dönmekherhangi bir konuda birisi avantajlı duruma geçmek.
5469 ibret almakders almak. Örn: “Azizim, korkarım ki günün birinde bizi tamamıyla mahvedecek şey de bu olmasın karşımızdakilerden biraz ibret almalıyız, efendim.” -Y. K. Karaosmanoğlu.
5470 icabına bakmak1) gereğini yerine getirmek 2) mec. bir kimseyi yok etmek, ortadan kaldırmak.
5471 icara vermekkiraya vermek. Örn: “Tek hanemi sizin gibi asil bir aileye icara vereyim.” -P. Safa.
5472 icat çıkarmak1) hoş görülmeyen yeni bir huy, davranış göstermek 2) yadırganan bir yol tutmak 3) ortaya gereği olmayan bir sorun atmak.
5473 icat etmek1) ilk kez yeni bir şey yaratmak. Örn: “Nihayet, yaza çize ilk satırı üç nokta ile başlayan yeni bir tarz icat ettim.” -Y. Z. Ortaç. 2) bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek. Örn: “Çok durduğumdan şüphelenmesinler diye uydurma bir tamir icat ettim.” -A. Gün
5474 icazet almak1) izin, onay almak. Örn: “Bir çift ayakkabı almak için dahi ondan icazet almak zorunda kalıyorum.” -A. Kulin. 2) diploma almak.
5475 icazet vermekizin, onay vermek. Örn: “Ama bu kez bir ricada bulunmaktan ziyade icazet verircesine üst perdeden çıkmıştı sesi.” -E. Şafak.
5476 icraata geçmekuygulamaya veya çalışmaya başlamak. Örn: “Edebiyat konusunda hükûmet daima bizim fikrimizi alır, ondan sonra icraata geçer.” -H. Taner.
5477 icraya vermekalacağın borçludan alınabilmesi için icraya başvurmak.
5478 iç açmakgönle ferahlık vermek, gönlü ferahlatmak.
5479 iç bağlamakiç tutmak.
5480 iç çekmeküzüntüyle derinden soluk almak. Örn: “Hafif hafif iç çekmeler, tek hıçkırıklar, konser hâlinde ağlamalar.” -H. E. Adıvar.
5481 iç dökmekiçini dökmek. Örn: “Akşamları ikişer üçer kadeh içer, karşılıklı iç dökerdik.” -N. Cumalı.
5482 iç etmek argo eline geçen bir şeyi sahibine bildirmeyerek kendine mal etmek. Örn: “Hem parayı iç et, üstüne bir de söv, ha?” -O. Hançerlioğlu.
5483 iç geçirmekderin soluk alarak üzüntüsünü belli etmek. Örn: “Derin bir iç geçirişti ki ah çekişti denilebilir.” -R. H. Karay.
5484 iç gıcıklamak1) istek uyandırmak 2) huylandırmak.
5485 iç güveyisi girmekkarısının ailesinin evinde oturmak üzere evlenmek. Örn: “O, zengin bir eve iç güveyisi olarak girmeye razı olmamış.” -A. Ş. Hisar.
5486 iç güveyisinden hâllice şaka “nasılsın” sorusuna “eh işte, fena değil” anlamında verilen karşılık.
5487 iç içe girmek (geçmek)1) karmakarışık olmak 2) uygun bir biçimde birbirinin içine girmek 3) kaza sonucu araçlar birbirine girmek 4) birbirinden ayrılamaz durumda olmak. Örn: “Burada tarih ile masal iç içe girmiş durumdadır hangisi masal, hangisi tarih, karışır gider birbirine
5488 iç tutmakyemişin içi oluşmak. Örn: “Oysaki cevizlerin iç tuttuğuna bakılırsa yaz geçiyordu.” -N. Cumalı.
5489 içeri girmek1) bir iş veya alışverişte zarar etmek. Örn: Bu işte bir milyar lira içeri girdim. 2) hapse girmek.
5490 içeride olmak1) zarar etmiş olmak, borçlanmış olmak 2) hapishanede olmak.

* Görseller ve İçerik tekif hakkına sahip olabilir