Türkçe Deyimler - XML


IDDeyimAnlamı
5551 içine baygınlıklar çökmeksıkıntı, fenalık basmak. Örn: “Şevki, ekmek öpüp çocukları üzerine yemin ettikçe onun içine baygınlıklar çöküyordu.” -M. Ş. Esendal.
5552 içine çekilmek (kapanmak)çevresindeki kişilerle ilgi kurmamak, duygularını kimseye açmamak. Örn: “O sene çok içine çekilmiş, daima boş vakti kütüphanede geçen ağır bir talebe vaziyetini almıştı.” -H. E. Adıvar.
5553 içine çekmek1) soluk almak 2) mec. bilincine varmak, anlamak. Örn: “Bu barut kokulu alçaklık ve zorbalık havasını uzun uzun, derin derin içine çekti.” -Y. K. Karaosmanoğlu.
5554 içine daralma gelmeksıkıntı basmak, sıkılmak. Örn: “Hava kararmaya yüz tutunca, içine bir daralma geliyor çocuğun.” -A. Kulin.
5555 içine dert olmakbir şeyi yapamamaktan dolayı üzülmek.
5556 içine doğmakbir işin olacağını veya olduğunu hiçbir belirtiye dayanmadan önceden sezinlemek, malum olmak. Örn: “Bunu git hocadan sor, elbette benden, senden önce o cennetlik kişinin içine doğmuştur.” -R. H. Karay.
5557 içine dokunmakdertlendirmek, üzmek.
5558 içine fenalık gelmek (basmak)ruhu daralmak, sıkılıp bunalmak. Örn: “İçine fenalıklar basmaya başladı bir kere rezil olmuşlardı mahalleye.” -A. Kulin.
5559 içine hüzün çökmekkederlenmeye, hüzünlenmeye başlamak. Örn: Eski bayramlar gibi olmuyor, hüzün çöküyor içimize.
5560 içine işlemekduygulanmak, etkilenmek, dokunmak. Örn: “Kızın pembe beyaz yanakları, simsiyah kaşı, gözü içine işlemişti.” -O. Kemal.
5561 içine kurt düşmekkendisine zararı dokunacak bir durum meydana geleceğinden kuşkulanmak. Örn: “Kız geçen cuma, pazardan geç geldiğinden beri esasen içine kurt düşmüştü.” -H. E. Adıvar.
5562 içine kuşku çökmekiçten içe şüphesi yoğunlaşmak.
5563 içine oturmakçok etkilenmek, çok üzülmek.
5564 içine sinmek1) isteğince olduğu için huzur ve mutluluk duymak. Örn: “Uykusundan esneye gerine çıkar, içine sinmiş rüyalardan hafif hafif sıyrılırdı.” -A. Ş. Hisar. 2) içi rahat etmek. Örn: “Düğünümde bulunmazsan gelinliğim içime sinmeyecek, diyor.” -R. N. Güntekin.
5565 içine su serpilmekferahlamak.
5566 içine tükürmekbir şeyi bozup berbat etmek. Örn: “Ne zaman ki sen ve senin gibiler ilk dönüme pey sürdünüz, bizler de dalaverenin içine tükürdük.” -T. Buğra.
5567 içini açmakderdini anlatmak, içini dökmek. Örn: “Rabia elinden gittikten dört beş ay sonra imama verdiği söze rağmen yavaş yavaş komşulara içini açmak istedi.” -H. E. Adıvar.
5568 içini bayıltmak (kıymak)1) tatlı, ağır gelip artık yiyememek 2) mec. çok konuşarak veya ağır davranarak birini usandırmak 3) mec. yoğun olarak hissetmek. Örn: “Bu bahçede insanın içini bayıltan hanımeli, gül ve salkım kokuları binbir ot kokusuna karışıyordu.” -H. E. Adıvar.
5569 içini boşaltmak1) sıkıntı ve derdini söylemek. Örn: “Psikanalistler, insanı nasıl itiraf ettirerek içini boşaltmak suretiyle tedavi ederlerse, sanat eserleri de aşağı yukarı aynı rolü oynarlar.” -M. Kaplan. 2) öfkesini açığa vurmak 3) banka, şirket vb.ni yasal görüntü
5570 içini çekmekiç çekmek. Örn: “Öyle ağlıyor ki ben de içimi çeke çeke onu teselli etmeye çalışıyorum.” -A. Ağaoğlu.
5571 içini çürütmekruhunu karartmak, bezdirmek, yıldırmak. Örn: “Bazı alametler büsbütün içimi çürüttü.” -R. N. Güntekin.
5572 içini dondurmakşaşırtmak, ürpertmek. Örn: “Benden bu denli emin olması içimi dondurdu.” -R. Mağden.
5573 içini dökmek1) derdini anlatmak, iç dünyasındaki duygu ve düşüncelerini bir bir anlatmak. Örn: “Rakım güldü, bu manastır kaçkını eski gâvura içini dökmekten lezzet alıyordu.” -H. E. Adıvar. 2) ferahlamak, rahatlamak. Örn: “Bu yazıyı niçin yazıyorum? Biraz içimi dök
5574 içini ezmeküzüntüsünü, sıkıntısını duymak. Örn: “Şimdi duyduğum suçluluğa karışan özlem içimi eziyor.” -E. Bener.
5575 içini ısıtmakhoş, güzel bir şey hoşluk duygusu yaratmak, coşku vermek.
5576 içini karartmakbunalıma veya sıkıntıya sokmak, endişeye düşürmek. Örn: “Annesini yanına aldığı günlerdeki mutsuzluğum hâlâ içimi karartıyor.” -E. Bener.
5577 içini kemirmekbir üzüntüden rahatsızlık duymak, tedirgin olmak.
5578 içini kurt yemek (kemirmek)sürekli bir kaygı içinde bulunmak.
5579 içini parçalamak (parça parça etmek)çok üzülmek, aşırı derecede sıkılıp harap olmak. Örn: “İçini parça parça etmekle beraber Azize'nin feryadı ona tabii gelmeye başlamıştı.” -H. E. Adıvar.
5580 içini sıkmaksıkıntı vermek. Örn: “Fakat bu lakırtı Rabia'nın içini sıkar.” -H. E. Adıvar.

* Görseller ve İçerik tekif hakkına sahip olabilir