Türkçe Deyimler - XML


IDDeyimAnlamı
6151 kâğıda dökmekyazıya geçirmek.
6152 kâğıt açmakiskambil kâğıtlarını oyunculara dağıttıktan sonra koz olacak kâğıdın yüzünü çevirmek.
6153 kâğıt kaleme sarılmakhemen yazmaya başlamak. Örn: “Partinin kurulacağını duyunca kâğıda kaleme sarılmış, korkunç bir telgraf yazmıştı.” -Y. Z. Ortaç.
6154 kağnı gibi gitmekçok yavaş gitmek.
6155 kağnıyla tavşan avına çıkmakbir işi bitirmemek için bahane bulmak, ayak sürümek.
6156 kahır (kahrını) çekmekuzun süre sıkıntıya katlanmak. Örn: “Annesine bakabilmek için akşama kadar elliye yakın yaramazın kahrını çekiyordu.” -R. N. Güntekin.
6157 kahır yüzünden lütfa uğramakbirine kötülük olsun diye yapılan iş, onun iyiliğine olmak.
6158 kahkaha (kahkahayı) basmak (koparmak, salıvermek)kendini tutamayıp yüksek sesle gülmek. Örn: “Beni yatakta görünce kahkahayı bastı.” -Ö. Seyfettin. “Senyörün etrafındakilerden biri dayanamayıp bir kahkaha salıverdi.” -N. F. Kısakürek.
6159 kahkaha tufanı kopmakbirdenbire toplu olarak kahkaha atmak. Örn: “Haydi bana eyvallah, deyiverince bir kahkaha tufanı koptu.” -İ. O. Anar.
6160 kahkahayı ağzında söndürmekedep sınırlarını aşmamak için gülmeyi sınırlamak. Örn: “Hâlbuki hikâyesini dinleyen eşraf efendiler, birbirlerine bakarak kahkahalarını elleriyle ağızlarında söndürmeye çalışıyorlardı.” -Ö. Seyfettin.
6161 kahpenin dölüpiç, soysuz.
6162 kahrından ölmek1) çok üzülmek 2) aşırı üzüntü, ölümüne neden olmak.
6163 kahve dövücünün hınk deyicisihavan dövücünün hınk deyicisi.
6164 kâhyalık etmek1) kâhyalık görevinde bulunmak 2) mec. her şeye karışmak.
6165 kalafata çekmek1) gemiyi onarmak için karaya çekmek 2) mec. azarlamak, paylamak.
6166 kalas gibikaba, kibar veya nazik olmayan, incelikten yoksun.
6167 kalayı basmak argo adamakıllı küfretmek. Örn: “Basıyorlar kalayı bize, değil mi?” -S. F. Abasıyanık.
6168 kalbe (kalbine) doğmakiçine doğmak.
6169 kalbe dokunmakacı veya üzüntü vermek.
6170 kalbe işlemekderin üzüntü uyandırmak.
6171 kalbi ağzına gelmekyüreği ağzına gelmek. Örn: “Kendisi de her fırsat düştükçe bunlarla yan yana harp ettiğini söylerken âdeta kalbi ağzına gelmiş gibi olurdu.” -Y. K. Karaosmanoğlu.
6172 kalbi boş olmaksevgilisi bulunmamak.
6173 kalbi çarpmak1) kalbi çok vurmak 2) çok heyecanlanmak 3) yüreği çarpmak.
6174 kalbi dayanmamak1) aşırı heyecan, üzüntü, yorgunluk veya herhangi bir hastalık yüzünden kalbi durmak, ölmek 2) yüreği dayanmamak.
6175 kalbi dolu olmaksevgilisi olmak.
6176 kalbi ferahlamakyüreği ferahlamak.
6177 kalbi kararmak1) inancını kaybetmek 2) yüreği kararmak.
6178 kalbi parçalanmakyüreği parçalanmak.
6179 kalbi sıkışmakkalp atışları düzensiz olmak, sıkıntı duymak 2) mec. bir meseleden dolayı aşırı üzülmek.
6180 kalbi sızlamakyüreği sızlamak. Örn: “Sekiz sene evvel İstanbul'dan kalbim sızlayarak çıktım.” -S. F. Abasıyanık.

* Görseller ve İçerik tekif hakkına sahip olabilir