Türkçe Deyimler - XML


IDDeyimAnlamı
9451 tam maaşla tekaüt (emekli) şaka işi az, ödeneği çok olan bir işe yerleşenler için söylenen bir söz.
9452 tam üstüne basmak1) kesin olarak belirlemek. Örn: “Tam üstüne bastın canım, ben sıradan değil sıra dışı biriyim.” -A. Kulin. 2) doğru olanı, benzerini, istenileni bulmak.
9453 tamam bulmak esk. bitmek, sona ermek.
9454 tamam gelmekbir şeye uygun düşmek.
9455 tamir görmekonarılmak, düzeltilmek, yenilenmek. Örn: “Köşk tamir görmekte olduğundan Gazi, bu küçük dairede oturuyordu.” -R. E. Ünaydın.
9456 tamire vermekonarılmak için bir şeyi onaracak kimse veya yere vermek.
9457 tamtakır kuru (kırmızı) bakırboş, bomboş. Örn: “Sütnine yukarı çıktığı zaman ne görsün? Sandık tamtakır kuru bakır.” -R. N. Güntekin.
9458 tan ağarmak (atmak, sökmek)gün doğmaya başlamak, şafak sökmek. Örn: “Artık tan sökünceye kadar gelsin gazeller, şarkılar, feryatlar.” -S. Birsel.
9459 tan tuna gitmeköldürülmek veya başı belaya uğramak.
9460 tan yeri ağarmaksabah olmaya başlamak, ufku belli belirsiz bir aydınlık kaplamak. Örn: “Tan yeri ağarmış, gündüz olmaya başlamıştı.” -A. H. Müftüoğlu.
9461 tandem oynamak sp. kalecinin önünde savunmak amacıyla duran iki oyuncu paslaşarak oynamak.
9462 tane bağlamakmeyve veya herhangi bir bitkinin tohumları tane durumuna gelmek.
9463 tane tane söylemek (konuşmak)acele etmeden, seslerin hakkını vererek herkesin anlayabileceği gibi konuşmak. Örn: “Genç kadın ağır adımlarla eski yerine oturdu, tane tane söylemeye başladı.” -A. Gündüz.
9464 tanıdık çıkmak1) önceden birbirlerini tanımış olmak, tanış olmak 2) bir şeyi daha önceden öğrenmiş, duymuş olmak. Örn: “Sırrı Bey, bu iki ada hemen tanıdık çıktı ve artık oturduğu koltukta büsbütün uzanarak, bekliyoruz paşam, dedi.” -Y. K. Karaosmanoğlu.
9465 tanımazlıktan gelmekbir kimseyi tanıdığı hâlde tanımıyormuş gibi davranmak.
9466 tanış çıkmakdaha önceden tanışmış olmak.
9467 Tanrı yarattı dememekAllah yarattı dememek.
9468 Tanrı’nın günüAllah'ın günü. Örn: “Tanrı'nın günü bu pasaj sabahın yedisinden, gecenin yarısına kadar her çeşit insanla dolar taşardı.” -H. Taner.
9469 tansiyonu çıkmak (fırlamak, yükselmek)kan basıncı aniden yükselmek. Örn: “Kocasının hiddetten tansiyonu yükseldi.” -H. Taner.
9470 tansiyonu düşürmekgerilimi azaltmak. Örn: “Hiç değilse önde gelen fırkacıların tansiyonunu düşürmeyi de ümit etmişti.” -T. Buğra.
9471 tansiyonu yükseltmekgerilimi arttırmak.
9472 tantana yapmak (etmek)1) kuru gürültü çıkarmak 2) gereksiz yere, boşu boşuna konuşmak.
9473 tapan çekmektapanlamak.
9474 tapi kalmakkumar oyunlarında fişsiz ve parasız kalmak.
9475 taraf (tarafını) tutmakbirinden yana olmak, birinin görüş ve düşüncesini desteklemek. Örn: “Benim, daha çok erkeklerin tarafını tutar gibi görünen akıl öğretmelerime hanımlar kızabilir.” -Ş. Rado.
9476 taraf çıkmak (olmak)taraf tutmak.
9477 taraf gözetmekbirinden yana olmak. Örn: “Meseleyi taraf gözetmeden aksettirmek için o yazıdan da bir parça almak isterdik.” -O. V. Kanık.
9478 tarak vurmaktaramak.
9479 tarife gelmemekaçıklanması güç olmak. Örn: “Oysa gece boyunca daracık bir döşekte gözünü kırpmadan uzanmak tarife gelmeyecek kadar sıkıcıydı.” -İ. O. Anar.
9480 tarih atmak (koymak)bir şeyin üzerine tarih yazmak.

* Görseller ve İçerik tekif hakkına sahip olabilir