Gramer Terimleri Sözlüğü - XML
Gramer terimleri ile ilgili bilgileri burada bulabilirsiniz


IDTerimAçıklama
1141zaman zarfıCümlede fiilin karşıladığı oluş ve kılışı zaman bakımından belirgin duruma getiren ve sınırlandıran zarf: Benim eskiden hem mektep arkadaşım hem komşum bir Süleyman vardır. Şimdi ne iş yapar, pek bilmiyorum (P. Safa, Biz insanlar, s. 74). Muhakkak ki Vedia bunu Orhan’ın beceriksizce sualinden de hemen anlamıştı (P. Safa, göst.e., s. 229). Sonra sonra düşündüm de ancak anladım duygularımın bu sözlere uygun olduğunu (T. Buğra, Dönemeçte, s. 84). Gitti garsonun biraz önce gelen gazeteleri bıraktığı masaya oturdu (T. Buğra, göst.e., s. 21). Handan onu ve az sonra beliren babasını da ancak Şerif valizini alırken farketti (T. Buğra, göst.e., s. 20) Bugün olamazlar ama, yarın olurlar... Yarın, ne olacağını biliyor musun? Her gün bir şey değişiyor. Dün Pakize Hanım, bu çarşaflarla on sene evvel kadınlar sokağa çıksaydı kıyamet kopardı! diyordu (A. H. Tanpınar, Sahnenin Dışındakiler, s. 150). Kışın kardan testiler yapıyorsun iyi ama hiç onlar ısıya dayanır mı? (Mevlana, Mesnevi III, s.57) Yazın buzlu suyun nimeti ona dinî bir inşirah sunardı (A. Ş. Hisar, Çamlıcadaki Eniştemiz, s. 88). Sabahleyin bıçaklı bir adam uyuşturmaksızın etimi derinlerine kadar oydu, sonra bir ay, oyuğun içine fitil koyup çıkardılar (F. R. Atay, Gezerek Gördüklerim: 50 Yaşım, s. 25) vb.
1142zamirKişilerin ve canlı cansız ad grubundaki varlıkların yerini tutma, onları işaret veya soru yolları ile temsil etme görevi yüklenmiş olan ad soylu kelime türü. Şahıs gösteren ben, sen, o, bunlar, şunlar, onlar, şahıs zamirleri, dönüşüklülük gösteren kendim, kendin, kendi, kendisi, kendimiz, kendiniz, kendileri zamirleri bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar işaret zamirleri biri, birisi, başkası, herkes, kimse vb. belirsizlik zamirleri hangisi, kim, ne, neyi, neden vb. soru zamirleri gibi türleri vardır.
1143zamir n`siTeklik ve çokluk 3. şahıs zamirlerinin çekimi ile teklik 3. şahıs iyelik ekli kelimelerin durum ekleriyle kullanılışı sırasında araya giren «n» ünsüzü. Bu «n» ünsüzü, araya aitlik eki -ki’nin üzerine durum ekleri eklendiğinde de girer: baş-ı-n-ı, baş-ı-n-a, baş-ı-n-da, baş-ı,n-dan, baş-ı-n-ın, baş-lar-ı,n-ı, bilgi-si-n-i, bu-n-dan, şu-n-u, şu-n-da, o-n-u, o-n-a, o-n-da, o-n-lar, o-n-lar-da, benimki-n-den, arkadaşımınki-ni vb.
1144zarfFiillerin, sıfatların, sıfat-fiillerin ve görev bakımından zarf niteliğindeki kelimelerin anlamlarını zaman, ölçü, niteleme, yer, yön vasıta, miktar, şart gibi çeşitli bakımlardan etkileyerek daha belirgin duruma getiren veya sınırlayan kelime türü: dün, bugün, yarın, sonra, şimdi vb. (zaman bakımından) ileri, geri, beri, alt (yer, yön bakımından) az, çok, biraz, kısmen, daha, pek vb. (ölçü bakımından) tatlı sert, açık mavi, koyu yeşil, uzun uzun konuştuğu konu, sımsıkı kapatmak, iyi anlamak vb. (niteleme, tarz bakımından): Silkindi. Yataktan hızla kalktı. Başı birdenbire dönmüştü. Karyolanın topuzunu zor yakaladı (S. Faik, Bütün Eserleri 3. Medarı Maişet Motoru Berber Dükkanının Açılma Merasimi, s. 147). Ateş ilk tereddüdten sonra birdenbire parladı (A. H. Tanpınar, Sahnenin Dışındakiler, s. 323). Olduğu yere kayarcasına çöktü (Yaşar Kemal, Ortadirek, s. 314). Gittiniz mi, gerçekten mezarlığa elinizde çiçeklerle? (Kemal Tahir, Yol Ayrımı, s. 463). Kapkara bir yalnızlık içinde, kendi vücudundan bile habersiz düşünmeyi pek severdi (A. F. Abasıyanık, Bütün Eserleri 3, s. 19) vb.
1145zarf fiil grubuGrup içinde yüklem görevi almış bir zarf-fiil veya ad çekimi ekleriyle genişletilerek zarf görevi yüklenmiş sıfat-fiil ekleri ile bunlara bağlı ögelerden oluşan kelime grubu. Zarf-fiil, grubun sonunda bulunur ve anlamca özne, nesne, zarf ve yer tamlayıcısı görevi yüklenmiş ögelerle tamamlanır: || Genç hanımlar, hürmet göstermek istedikleri yaşlı hanımlara tesadüf edince (A. Ş. Hisar, Boğaziçi Mehtapları, s. 83). || Gönülleri muhabbetle titreyerek alacakları cevabı beklerken (A. Ş. Hisar, Boğaziçi Mehtapları, s. 168). || Mümtaz (...) sonra onun sadece boşluğun aynası olduğunu görünce yerinden kalkar, kâbuslu bir rüyadan çıkar gibi kayaların dev gövdeleri arasından, her adımda sendeleyerek, solmaya çalışırdı (A. H. Tanpınar, Huzur, s.28) Bu düşünceyle harap ve her şeye küskün yürürken (A. H. Tanpınar, Beş Şehir, s. 133). Hep sağına veya soluna bakarak konuşuyordu kalktıklarını görmeden, bir odada mikrofona konuşur gibi (T. Buğra, Dünyanın En Pis Sokağı, s. 59). Ne var ki, kendisi de bu bakışı görür görmez “Kim bu adam?” diyecek gibi olmamış mı idi? (T. Buğra, göst.y.) Suya yakın varınca, sevinçten gözleri parladı. Elindeki kitabı okurken, söylenenlere aldırmıyordu vb.
1146zarf tümleciCümlede yüklemin anlamını zaman, tarz, ölçü, yer, yön vb. bakımlardan daha belirgin duruma getiren, sınırlayan kelime veya kelime gruplarından oluşan tümleç:Bunları kendisi iyice tahlil etmişti (A. H. Tanpınar, Huzur, s. 166). Birdenbire Sabih’lere gitmek, orada hepsini beraber bulmak arzusuna kapıldı (A. H. Tanpınar, göst.e., s. 283). Nihayet İclâl dayanamadı oyun çok uzamıştı belli ki genç kız akrabasına, kendilerine ait bir işin üzerinde böyle durulmasını istemiyordu (A. H. Tanpınar, göst.e., s.64). Mümtaz güçlükle bir «Allah hayırlı etsin...» dedi (A. H. Tanpınar, göst.e., s.65) Genç kız da pervini görünce ağırlaştı, yavaş yavaş yürüdü, geldi, Ali’nin ve Pervin’in yüzlerine dikkatle bakarak ciddî vaziyeti hissettikten sonra genç kadına sordu (P. Safa, Şimşek, s. 238). — Köy yerinin işlerinden açtık. Laf sana geldi, senin vaziyetine, yiğitliğine(...) (K. Tahir, Köyün Kamburu, s. 250) Ferit Paşa hükûmeti de yavaşçacık selefleri gibi bir idare-i maslahat hâlini alıyordu (R. H. Karay, Minebab İlelmihrab, s. 10) vb.
1147zarf-fiilCümlede yüklemin anlamını çeşitli yönlerden etkileyen ve fiilden -(y)A, -(y)I, -(y)ArAk, -DIktA, -ken, -mA, - dAn, -mAksIzIn,-(y)IncA -(y)Ip, -DIkçA gibi belirli bazı eklerle yapılan, kişi ve zaman belirtmeden soyut bir hareket kavramı anlatan, bir esas fiilden sonra gelerek yardımcı fiillerle birleşik fiiller kuran ve zarf olarak fiilin anlamını, zaman ve yer bakımından tamamlayan kelime: Ama Güldane dönüp bakmadı bile (T. Buğra, Yağmur Beklerken s. 122). Nabi bey, Gazi’nin olayları ve durumları gelişirken önemsemediğini gücüne ve kavrayış hızına sınırsız güveni ile son anları beklemekten hoşlandığını söylüyordu (T. Buğra, göst.e., s.201). Bir sene evvel yazdığınızı öbür sene okurken, ne kadar değiştiğinizi anlayarak hayretler içinde kalacaksınız...(Ö. Seyfettin, Harem: Ashab-ı Kehfimiz, s. 11). Çünkü gerçek Türkçeciler, yukarıda nasıl olduğunu ve ne güzel yürüdüğünü kısaca izah ettiğimiz, milletin zevkine ve sevgisine yedire yedire işlenen millî kelimeler ve millî söyleyişler anlayışıdır (N. S. Banarlı, Türkçenin Sırları: Altın Tavuk Hikâyesi, s. 59). Şimdi ancak kendisinin tasavvur ettiği şekilde geçmiş bu zamanlar millî bir mevcudiyetin şiiriyle canlandırıldıkça millî tarihimiz duyuluyor (A. Ş. Hisar, Ahmet-Haşim-Yahya Kemal’e veda: Şiir ve Tarih, s. 195). Daha tan yeri ışımadan, ortalıkta ses seda yokken oluktan dökülen suyun sesi büyür, ormanın uğultusuna karışırken Ali yataktan çıktı, atın yanına varır varmaz ağzını açıp baktı (Yaşar Kemal, Ortadirek, s. 41) vb. bk. zarf-fiil ekleri.
1148zarf-fiil ekleriCümlede fiilin zarf görevinde kullanılmasını sağlayan ekler: -(y)A, -(y)I, -(y)ArAk, -DIktA, -ken, -mAdAn, -mAksIzIn, -(y)IncA, -(y)Ip, -DIkçA vb: Karım yavaşça doğruldu, onu kucağına aldı: Yatağına götürecek. Fakat daha odanın kapısına varmadan Ayla uyandı ve ağlıyarak: «İstemiyorum, istemiyorum» dedi (T. Buğra, Yarın Diye Bir Şey Yoktur, s. 57). Lâkin, sonra, mandalın gürültüsünü, kanadın gıcırtısını duyunca hemen yerine dönmüş, yatmış, kalıp kesilmişti(F. R. Atay, Memleket Hikâyeleri: Koca Öküz, s.44) Hatırlayıverdi doktor: Kendisi yemek odasında, karanlıkta otururken, Hürrem’in(...) bir hayal gibi(...) bir gölge gibi(...) Sofadan geçip bahçeye yürüdüğünü görmüştü (T.Buğra, Yalnızlar,s. 221) Bu ihtiyar adam hiçbir şey söylemeden, dudaklarından tek bir şikâyet çıkarmadan, sadece bu bitmez, tükenmez gezintisile, damlalı ayaklarını sürüye sürüye, bütün evi, bütün geceyi ıstırabile dolduruyordu (A. H. Tanpınar, Abdullah Efendinin Rüyaları: Evin Sahibi, s. 160). Parpar Ahmet Evin yokuşunu, arada bir durup kendi kendine konuşarak, kollarını yel değirmeni gibi çevirerek sendeleye sendeleye çıktı (K. Tahir, Köyün Kamburu s. 30) vb.
1149zayıf ünlüÇıkışı dilin çok az tümsekleşmesiyle oluşan ve söyleniş süresi kısa olan açık heceli dar ünlü: ısıcak, ılık, ısıtma «sıtma», ilik, inanç vb.
1150zıt anlamlıbk. karşıt anlamlı.
1151zıt anlamlı ikilemeZıt anlamlı kelimelerden kurulmuş ikileme: ileri geri, zamanlı zamansız, önünde sonunda, az çok, eksik fazla, dost, düşman, genç ihtiyar, acı tatlı, yerli yersiz, zararlı zararsız vb.
1152zincirleme ad tamlamasıTamlayanı, tamlananı veya her ikisi de ad tamlaması biçiminde olan iç içe girmiş tamlama türü bir ad tamlamasının ikinci bir ad tamlaması kurması: Ragıp efendinin çiçek bahçesi, Kenan beyin de kitapları! (T. Buğra, Yağmur Beklerken, s. 45). Tarih, sanat eserleri, gelenekler, hepsi cemiyetin süreklilik şuurudur (A. H. Tanpınar, Yaşadığım Gibi: İnsan ve Cemiyet, s. 15).Yarın sabah, ev eşyalarının taşınma ücretlerinin yarı bedelini ödeyebilirsin. Kâmil beyin işe başladığının üçüncü günü akşam üzeri gidecekleri sırada, kapı açılmış, Nedime hanım, «Niyazi ağabey!» diye hafif bir çığlık koyuvererek geleni karşılamak üzere ayağa kalkmıştı (K. Tahir, Esir Şehrin İnsanları, s. 214) Hediye ettiğiniz kitapların listesinin yazılması tamamlandı mı? vb.
1153zincirleme sıfat tamlamasıBir sıfat tamlamasının tamlanan durumundaki kelimesinin +lI/+lU, +sIz/+sUz vb. sıfat yapım ekleriyle sıfat durumuna sokulması veya tamlananın sıfatının 3. şahıs iyelik ekli kelimelere bağlanmasıyla kurulan tamlama türü: Keskin kokulu ve tadı sert baharPat burada hemen her yemeğe katılıyor (F. R. Atay, Gezerek Gördüklerim: İç Sokak, s. 143). Sonra yol ortasında sarı duvarlı bir eski mezarlık... (A. Ş. Hisar, Çamlıcadaki Eniştemiz, s. 30 (1967). Siyah camlı gözlüklerini, tebdil gezdiği zannını vermemek için kulanmıyor... (A. Ş. Hisar, göst.e., s.210. Soğuk havalı bir gün... (A. Ş. Hisar, göst.e., s. 211 (1967). Kan ter içinde böyle uğraşırken birden karşısından beyaz arakiyeli, yeşil cübbeli, nur yüzlü bir ihtiyar peyda oluyor (R. H. Karay, Memleket Hikâyeleri: Yatır, s.91). ... Saçları kordelâlı, omuzları atkılı genç, olgun Rum kızları... (R. H. Karay, Şaka, s.64). Kepenkleri yarı kaldırılmış loş meyhaneleri... (R. H. Karay, göst.e., s. 63) (...)alnı çatkılı kart bir kadın... (R. H. Karay, göst.e.: Sarı Balı, s. 57) vb.
1154zümre dilibk. gizli dil.

* Görseller ve İçerik tekif hakkına sahip olabilir