Yazın Terimleri Sözlüğü - XML
Yazın terimleri ile ilgili bilgileri burada bulabilirsiniz


IDTerimAçıklama
361divan nesriDivan çağı düzyazısı, bk. divan yazını.
362divan şairiDivan çağı ozanı. bk. divan yazını.
363divan şiiriDili, konuları, işlenişi bakımından Arap-Fars etkisi altında gelişmiş koşuklar.
364divan yazınıDili, konuları, işleniş bakımından Arap-Fars etkisi altında gelişmiş yazın ürünlerine verilen ad.
365divançeTamamlanmamış küçük divan.
366diyemBir dizeyi, bir koşayı, bir konuyu yazıldığı sözcükleriyle değil kavrandığı gibi kısaca anlatma.
367dizeKoşukların her satırı.
368dize kıtığıDizede yapılan kıtık. bk. kıtık.
369dizelemeKoşanın dizelerini uyaktaş kılma.
370dizeli koşukBelli ölçülerle yapılan hece vurgularıyla sözcüklerinde belli bir uyum sağlanan koşuk.
371dizemHecelerdeki vurgu, uzunluk, yükseklik gibi ses özelliklerinin ve durakların düzenli bir biçimde yinelenmesinden doğan ses uyarlığı.
372dizem öbeğiVurgulu vurgusuz hecelere dayanan ve dizede bir uyumu oluşturan hecelerin tümü.
373doğacılıkFransa'da 1897 yılında ortaya çıkan, bilim ile endüstriyi çağdaş dünyaya özgü güzellik olarak gören, insanın kurtuluşunu da onlarda bulan bir yazın çığırı.
374doğalcıDoğayı ve gerçeği, olduğu gibi anlatmayı ana görev sayan sanatçı.
375doğalcılıkFransa'da, XIX. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan, deneye önem vererek doğayı ve gerçeği olduğu gibi anlatmayı sanatın ana görevi sayan yazın çığırı.
376doğallıkDüşüncelerin, duyguların, imgelelerin yapmacıktan, bezekten uzak olarak anlatılması.
377doğruculukSanatta, yazında, çirkinin ve bayağının da gökçebilimsel bir değer olarak yer alması gerektiğini savunan ve XIX. yüzyılın sonunda kurulan bir İtalyan yazın okulu.
378doğubilimciDoğu uluslarının dil, yazın, sanat ve halkbilgisi gibi değerleriyle uğraşarak o konularda bilgin olan kişi.
379doğunçKavramın, koşanın, dizenin, düşünmeden birdenbire içe doğuşu, dile gelişi, bk. doğunçtan.
380doğunçlukDüşüncelerin zihne hemen doğuş yetisi.
381doğunçtanDüşünüp hazırlanmadan, içten doğarak söyleniveren koşuk, koşa, dize, söylev, bk. doğunç.
382doğuşbk. kaside 1, a gazel 1.
383doğuşu yineleyişGazelin ortakuşaklarından birinin de uyaklı oluşu.
384dokunaklıBir yapıtın, kişiyi güçlü bir ölçüde içlendiren etkileyen öğeleri.
385dokundurmaBir sözü söyleyip, dolayısıyla ya da tersine kastederek dokundurma sanatı. Dedikoduyu seven birisine: "Olgun kimseler, dedikoduyu sevimsiz bulurlar:" denirse, olgunluktan yoksunluğu yüzüne vurulmuş olur.
386dokundurmaca1. Anlama, dolaşık yollardan varma sanatı. / İzar ü çeşmine sorsan henüz bilmezler / Ki reng-i sürme siyeh ya da gemze al mıdır / Nedim, doğuştan sürmeli, al yanaklı birisi için: (Gözüne, yanağına "sürme kara mıdır, al mıdır?" diye sorsan henüz bilmezter) demekle güzelin pek tazecik olduğunu dokundurmaca yoluyla anlatmak istemiştir. 2. Ünlü bir olayı, bir koşayı, bir atasözünü vb. ansıtma sanatı. / Eyle hatırları tamire şitap / Eyleme Arş-i ilâhîyi harap / Kail olur mu Hudavend-i gayur / Ki harap ola o beyt-i mamur. (Nabi) (Gönül yıkmanın Kabe'yi yıkmaktan daha fena olduğu ansıtılmıştır.)
387dolamlama1. Bir imge değeri katmak için anlatımı değişmecelerle, eğretilemelerle bezeme sanatı. 2. Bir şeyin anlaşılmasını kolaylaştırmak ya da doğrudan doğruya söylenmesinde sakınca görülen, utanç duyulan nesneleri kendi adlarıyla söylememek için değişik sözcükler, söz öbekleri kullanma.
388dolaylamaDolamlamanın bezekli ve sanatlı biçimi. Süslü ve sanatlı bir dolamlama. Ör. Ankara yerine, Türkiye'nin kalbi Atatürk için ulusal varlığımızın kurtarıcısı, kurucusu, koruyucusu... demek gibi.
389dolaylı anlatımRoman, öykü gibi türlerde olayların yazar ağzından anlatılması.
390doldurmaGerekli olmayan sözler ve benzetmelerle dolu anlatım.

* Görseller ve İçerik tekif hakkına sahip olabilir