Felsefe Terimleri Sözlüğü - XML
Felsefe terimleri ile ilgili bilgileri burada bulabilirsiniz


IDTerimAçıklama
271dönüşümcülükYaşayan türlerin, yalın biçimlerden karmaşık biçimlere doğru evrimle gelişerek ortaya çıktığını öne süren öğreti, bk. evrimcilik I, Darvincilik, Lamarkçılık
272durum(Lat. situs = yerleşik olan, konulmuş olan) : 1. (Genel olarak) a. Belli bir zamanda, belli bir yerde belli bir çevrede bulunma belli bir çevreye konulmuş olma. b. Bir insanın çevresiyle somut bağlantısı. 2. (Aristoteles'te) On kategoriden biri: duruşu belirleyen ilinek. (Ör. İnsanın oturuyor, koşuyor durumda olması.) 3. (Günümüz felsefesinde) İnsanın kendisini içinde bulduğu somut gerçeklik. // Bu gerçeklik kendisine önceden belli olanaklar açar, öte yandan da olanakları kapar.
273duyarlık1. Duyular yolu ile algılama yetisi duyu izlenimlerini alma yeteneği. 2. (Kant'ta) Görüler sağlayan yeti insanda bilgiyi sağlayan, bilgiyi oluşturan iki yetiden (duyarlık ve anlık) biri. // Duyarlık ile nesneler bize verilir, anlık ile bu nesneler üzerinde düşünülür ve kavramlar oluşturulur.
274duygu1. Yeniçağın usçu felsefesindeki anlamı: (Leibniz'te) karışık tasarım, bulanık, karanlık düşünme ve duyma. 2. Anlık ve istencin yanında, duyma yetisi, haz ve acıyı duyabilme olarak beliren üçüncü temel yetiye verilen ad. 3. Kendine özgü bir ruhsal devinim ve devinimlilik. Bu anlamda duygu: a. Belirli bir şeye yönelmiş özel bir duygu b. Tümüyle duygu ve duygu durumu olabilir. Anlam ve kökenine göre daha kesin ayrımlar da yapılır: 1. Bedenin belli bir yerinde yerleşmiş olan duyumlar (duyu organları aracılığı ile bunlar bir noktadadır, süresizdir ve duyum yönünden süreklilikleri yoktur. 2. Taşıyıcı temel yaşama duygusu temel yaşama duygululukları ve temel duygulanımlar bunun özünü oluştururlar. 3. Özel ruhsal duygular (üzüntü). 4. Kendini ve kendi değerini duyma (aşağılık duygusu). 5. Tinsel duygular a. durumsal (mutluluk), b. bir şeye yönelmiş, özellikle estetik, tinsel-düşünsel (şaşma, hayranlık) ve ahlaksal-toplumsal duygular (ödev duygusu, saygı).
275duygu ahlakıAhlaksal isteme ve eylemlerin güdülerini duyguda, eğilimde, duygulanımlarda gören ahlak felsefesi. // Bu anlayışta, insanda bir ahlak duygusunun (moral sense) varlığından söz edilir burada özellikle iyi için duyulan duygu, daha geniş anlamda, duygudaşlık duygusu ve güzele, uyumlu olana duyulan estetik duygular söz konusudur. Başlıca temsilcileri: en önemlileri Shaftesbury ve Hutcheson olan ve "İngiliz Ahlakçıları" diye adlandırılan filozoflardır.
276duygudaşlık1. Birlikte duygulanım, bir şeyi birlikte yaşama, birlikte duyma başkasının duygularını paylaşma. 2. Bir insanın bir başkasına karşı doğrudan doğruya bir eğilim duyması bu eğilim belli bir nedene dayanmayabilir, onu iyice tanımadan da olabilir.
277duygulanım1. Etkilenme. 2. Duyarlığın devinime geçişi. 3. Dış nedenlerle bir ruh durumunun değişmesi. 4. Tutkudan daha düzenli, ama daha güçsüz olan seçkin bir eğilim.
278duygululuk(Genel olarak) Duyumları yaşama yeteneği. 2. Uyarımları alıcılıktaki incelik. 3. Çabuk, kolay heyecanlanma eğilimi hafif bir alınma, kırılma.
279duygusal1. Duyguya ilişkin olan duyguya dayanan. 2. Duygunun ağır bastığı, aşırı etkilediği (şey ya da insan).
280duygusal düşünmeBilgiye dayalı düşünmenin karşısında, duygusal yaşamdan çıkan ve onunla belirlenen düşünme.
281duygusallıkDuyumların ve duyguların ağır basması, aşırı bir biçimde insanı etkilemesi durumu.
282duyuUyarımları alma yetisi. // Başlıca duyular olan görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma duyuları, duyu organları aracılığıyle alınır. Ayrıca basınç ve ısı duyuları, denge duyusu, uzay duyusu, zaman duyusu, yön duyusu gibi duyular da vardır.
283duyulurDuyularla algılanan, duyularla verilmiş olan gerçekliğe ilişkin (Mundus sensibilis = duyulur dünya, algılanan dünya, görüngüler dünyası).
284duyumBir duyu organının uyarılmasıyle oluşan psiko-fizyolojik olay (ışık duyumu, gürültü duyumu vb.). Felsefe ve ruhbilimde: a. Duyumlama edimi. b. Algıları oluşturan, doğrudan doğruya verilmiş gereç. c. Yapma çözümlemelerle elde edilen ya da araştırılan, algının en yalın kurucu parçaları bu kurucu parçalara en yalın belirli uyarımlar karşılıktır. Dirimbilimsel fizyolojik olarak: Bir canlının bir anlık bir devinim ya da organ durumunun bir özeğe bildirilmesi.
285duyumculukBütün bilgilerin yalnızca duyumlardan geldiğini, duyu algılarına dayandığını ileri süren öğreti.// Formülünü Locke'un şu ünlü tümcesinde bulur: "Daha önce duyularda bulunmayan hiç bir şey anlıkta yoktur." 2. (Ruhbilimsel açıdan) Bütün ruhsal olayları duyumlara geri götüren (indirgeyen) anlayış. 3. (Ahlak felsefesi açısından) Yaşamın anlam ve ereğini duyu hazlarında bulan öğretiler. Duyumculuğun ilkçağda temsilcileri, Kyrene Okulu ve Epikurosçulardır. Yeniçağda ise özellikle Locke ve Condillac'tır.
286duyumsamazlık1. (Genel anlamda) Duygusuzluk az ve yavaş tepki gösteren ve bunun sonucu duygulandırıcı nedenlere karşı kayıtsız kalan insanın niteliği. 2. (Stoa felsefesinde) Bilge kişinin kendini eğitme ülküsü olarak, duygulanımlardan bağımsızlık, usa uygun olmayan duygular karşısında, özgür olma ve böylelikle -> sarsılmazlık ereğine ulaşma durumu.
287duyusal1. En küçük bir uyarıma tepki gösteren. 2. Duyularla alınan hazlara ilişkin olan.
288duyusal duyumlarGörme, işitme, koklama, tad alma, dokunma, deri (basınç, ısı) duyumları kinestetik duyumlar (devinim, durum) acı ve organ duyumları (açlık) olarak ayrılırlar. Her duyumun belli bir duyum niteliği (yeşil, acı, sert), belli bir duyum yoğunluğu (göz kamaştıran, mat) ve belli bir duyum süresi vardır.
289duyuüstü1. Duyularla verilmeyen. 2. Algılama yoluyla değil, düşünme ile kavranan. 3. Duyuların, bununla ilgili olarak deney dünyasının dışında bulunan.
290dünya1. a. Birbiriyle yasal bağlantısı olan, bir düzenle belirlenmiş tek tek şeylerin ve olayların bütünü. (Ör. öbür dünya-bu dünya, duyulur dünya-düşünülür dünya, dışdünya-içdünya, görüngüler dünyası - kendinde şeyler dünyası gelip geçici dünya- ideler dünyası.) b. Aynı yasalara ve aynı düzene bağlı olan nesnelerin, varlıkların oluşturduğu bütün. (Ör. Bitkiler dünyası, hayvanlar dünyası vb.) 2. Üzerinde yaşadığımız yeryüzü gezegeni. 3. İnsan varoluşunun içinde yer aldığı çevre. 4. Bilincin bağlılaşık kavramı bilincin dışında kalan nesnelerin oluşturduğu bütün (nesneler dünyası).
291dünya görüşüEvrenin ve yaşamın anlamını, ereğini, değerini, insan varlığını ve davranışlarını bütünüyle kavramağa çalışan genel düşünce evrene toplu bir bakış. Bu bağlamda: 1. Bir insanın davranış, değerleme, düşünüş ve eylemlerinde dile gelen, yaşam üzerindeki kanılarının bütünü. 2. Dünya ve gerçekliğe insan ve insanın yaşantıları açısından toplu bakış. (Bu bakış kuramsal ve bilimsel sonuçları göz önünde bulundurmaz.) 3. Dünyaya ve insanın dünyadaki yerine felsefe açısından toplu bir bakış. Dizgesel olarak özellikle fizik ötesi doğa felsefesi, insanbilim, ahlak felsefesi, tarih felsefesi ve din felsefesi çerçevesinde ele alınıp işlenmiştir.
292düşlemKarşılığında bir gerçeklik bulunmayan görüsel tasarım.
293düşlem gücü1. Görüsel tasarım gücü, tasarım etkinliği, hayalgücü, yaratıcı hayalgücü. 2. Düş kurmak anlamına: algılananı içimizde etki yapacak denli yoğun bir biçimde ruha almak, içimizde kurmak.
294düşünce1. Düşünme ediminin içeriği. 2. Düşünmenin ürünü olan: düşünülen içerik bu içerik düşünme ediminden çözülebilir ve örneğin yazılı olarak saptanabilir ya da bir başkasına aktarılabilir. 3. İlke, yönetici sav.
295düşüncel1. Gerçekte olmayıp, yalnızca düşüncede tasarım biçiminde var olan. 2. Yalnızca düşünce ile kavranabilen.
296düşüncellikNesnel gerçekliği olan varlığın karşısında salt düşünce (idea) ya da tasarım olarak varlık.
297düşünme1. (Geniş anlamda) Aristoteles'in öne sürdüğü biçimiyle, insanı hayvandan ayıran belirgin öznitelik: Duyum ve izlenimlerden, tasarımlardan ayrı olarak usun bağımsız ve kendine özgü eylemi karşılaştırmalar yapma, ayırma, birleştirme, bağlantıları ve biçimleri kavrama yetisi. // Usun bu eyleminin ürünü düşüncedir. Düşünceler ancak düşünmenin yaratıcılığı içinde gerçekleşirler. Düşünmenin belli bir biçim almasıyle düşünce oluşur bu da ancak dil yoluyla olur. Düşüncenin dille sıkı bir bağlılığı vardır. Düşünceler sözcüklere dökülemiyorsa, düşünme biçim almamış, düşünce olmamış demektir. Düşünme gerçek nesnelere yöneliyorsa somut düşünme, düşüncel (ideal) nesnelere yöneliyorsa soyut düşünme adını alır. 2. (Dar anlamda) Mantıksal- biçimsel olarak: Anlığın yanlış yapmadan işlemesi. Her düşünmede a. düşünen bir özne b. ruhsal düşünme olayı c. düşünülmüş olan düşünce içeriği d. düşüncenin dile getirildiği deyiş biçimi e. düşüncenin yöneldiği konu yer alır. Düşünme olayını, ruhbilim düşünmenin bilgideki görevini, bilgi öğretisi kavramsal olanla bağlantısını, mantık varlıkla bağlantısını, fizikötesi toplumdaki yerini, toplumbilim araştırır.
298düşünme biçimi1. Değişik içeriklerden bağımsız olarak düşünce bağlantılarının mantıksal biçimi. 2. (Kant'ta) Bir şey üzerine düşünmenin temel biçimleri: -> kategoriler.
299düşünme özgürlüğüDüşünmenin dış baskı ve yasaklarla sınırlandırılmayışı, bunların etkisinden bağımsız ve yalnızca kendinden sorumlu oluşu, bk. özgürlük
300düşünme yasalarıI. (Ruhbilimde) Ruhsal bir olay olarak düşünme eyleminin kendilerine göre oluştuğu kurallar. Doğru olması gereken bir düşünmenin belli koşullar altında nasıl gerçekleştiğini gösteren kurallar. II. (Mantıkta) Doğru düşünmenin ilkeleri: 1. Özdeşlik ilkesi (principium indentitatis): Her kavram kendi kendisiyle özdeştir. 2. Çelişmezlik ilkesi (principium contradictionis): Birbiri karşısına konmuş iki çelişik yargı aynı zamanda doğru olamaz. (Birinin yanlış olması gerekir.) 3. Üçüncünün olamazlığı ilkesi (principium exclusi tertii): Birbiri karşısına konmuş iki çelişik yargı aynı zamanda yanlış olamaz. (Birinin doğru olması gerekir, çünkü bir üçüncü olanak yoktur.) 4. Yeterli neden ilkesi (principium rationis sufficientis): Her yargının yeterli bir nedeni olması zorunludur.

* Görseller ve İçerik tekif hakkına sahip olabilir